Devrimci Parti: Yaşasın Haziran Ayaklanması! Bitmedi; Yeni Gezi’lerin Arifesindeyiz!

Tarihin her anı ezilenlerin ezenlerle, sömürülenlerin sömürenlerle mücadelesiyle dolu. Binlerce yılı bulan sınıflı toplumlar tarihi, Spartaküslerden, Gezi’ye binlerce isyana tanıklık etti. Her yeri kaplayan sınıf mücadeleleribugün yeniden patlama noktasında. Doğayı ve insanı köleleştiren bir avuç emperyalist-kapitalistin yönettiği dünya barbarlık ve sosyalizm arasındaki ince çizgide.Gezi Ayaklanması, bu çizgi üzerinde barbarlığa atılmış bir tokat olarak tarihte yerini aldı.

Gezi Ayaklanması, işçi-emekçilerin, halkların, kadınların,LGBTİ+ların, gençlerin milyonlar olup kent meydanlarına aktığı, sokakları zapt ettiği, komünler kurduğu ve barikat barikat geleceklerini inşaya yöneldikleri bir toplumsal yarılma süreci;Türkiye tarihinin en büyük halk ayaklanmasıdır. Gezi, 80 darbesiyle solun üzerine çöken yenilgi halinin 15-16 Haziran Direnişi’ndeki gibi parçalandığı, Türkiye’de devrim olanağının gerçek pratiklerle tekrardan gün yüzüne çıktığı dönem;kitlelerin bütün yaratıcılığı ve inadıyla iktidar gücünün karşısına dikildiği pratik sıçramadır. Gezi davası kararlarından da anlaşılacağı gibi düzen güçlerinin ne Gezi korkusu ne de Gezi’yi cezalandırma ve onu “dış güçlere” bağlayarak halk ayaklanmasının dayandığı meşru zeminigizleme çabası bitmiştir.Onların korkusu nasıl bitmediyse bizim de hesaplaşmamız bitmedi.

Türkiye’de sermaye kampları arasında sürgit devam eden iktidar tartışmaları işçi-emekçileri, halkları var olan iki seçenek arasında tercihe zorlarken Gezi Ayaklanmasıdüzen güçlerine karşıdan konumlanan bir başkaldırı, düzene alternatif ufkun bir tezahürü olarak anlaşılmayı ve aşılmayı bekliyor. İşte bu aşma ihtiyacı, aynı zamanda bir eksikliği de gün yüzüne çıkarıyor: Bugün tüm dünyada emperyalist kapitalizmin krizinin günbegün derinleştiği koşullarda Türkiye kapitalizminin ve AKP-MHP faşizminin tüm çürümüşlüklerine rağmen varlıklarını sürdürebilmelerinin nedeni, onları yıkacak olan örgütlü gücün henüz oluşturulamamış olmasıdır. Tüm çürümüşlüğü ile iktidarda olan ve iktidarı terk etmeyeceğini çok defa ilan eden AKP-MHP faşizminin tüm korkusu, bu örgütlü gücün kuruluşu, Türkiyeli işçi ve emekçiler ile ezilen Kürt halkının birleşik mücadelesidir.

Gezi’den dersler çıkaran iktidar, halklar arasında yarattığı düşmanlıklar ve bölgede çıkardığı savaşlarla varlığını sürdürüyor, sınıfın ve halkların birliğini önlemeye çalışıyor. Yağma ve hırsızlık düzeninin üzerini Kürt’e savaş açarak, yoksul emekçilerin isyanının üzerini de “tabut hamaseti” ve göçmenlere karşı nefretin önünü açarak örtüyor. Sadat’tan İçişleri Bakanlığınca kurulan çete örgütlenmelerine, TÜRGEV’den Ensar Vakfı’na uzanan çürümüşlüklerle venarko-ekonomisiyle kendini gösteren ve ülkeyi zapturapt altına alan faşizm, sandığa atılan oylarla değil ancak Gezi’de gösterilen cüretle yıkılacaktır. Bu cüret ise ancak devrimci öncünün kendi arasında birleşik etkili bir güç haline gelmesiyle ve doğru stratejiylehedefine doğru biçimde yönelebilir. Bugün Gezi’nin işçi-emekçilere, halklara, kadınlara, LGBTİ+lara, gençlere çağrısı sokaklar ve meydanlardır. Kitleleri mücadeleden geri çekmeye çalışan düzen güçlerine karşı ayaklanma ve tepkilerini gösterme çağrısıdır. Gezi’nin çağrısı faşizme karşı 11 Haziran barikatlarıdır.

Umut Sosyalizmde, Halk İktidara!