Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü yazdı: Seferberlik ruhu

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen iki canlı bomba eyleminden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan “Milli Seferberlik Ruhu” çağrısında bulundu. Ülke çapında bütün vatandaşların “terörle mücadele” sürecine katılması çağrısı hemen AKP ve MHP kitlesinde karşılığını buldu; birçok ilde ve ilçe de HDP binaları yakıldı ve talan edildi.

İkinci saldırının gerçekleştiği Kayseri’de saldırılar DİSK’i ve CHP’yi de hedef aldı. Hatta yurtlarda kalan Kürt öğrencilere dönük de saldırılar gerçekleşti. Ülke de yaşanan tam anlamıyla bir toplumsal cinnet durumu.

AKP ve Erdoğan çok kapsamlı bir hesap yapıyor, bu hesap Türkiye’yi yeniden kurmayı hedefliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren oluşan bütün değerlerin yeniden tanımlanacağı ve anlamlandırılacağı bir süreç yaşanıyor. Bu dönem de toplumsal muhalefet olabildiğince baskılandırılıp “kafasını kaldıramaz” hale getirilmeye çalışılıyor. Ne diyordu bakanlardan biri, “kafasını kaldırana vurduk”.

Belli ki, “Yeni Türkiye”yi işçi sınıfının ve ezilenlerin kanı ve gözyaşı üzerine kurmayı hedefliyorlar. Bu süreçte emek, demokrasi ve özgürlük güçleri sindirilecek ve ezilecek. Sokaklarda ki bindirilmiş taburlar bütün demokratik siyaset mevzilerini hedef alacak.

Bu süreci iyi kavramak gerekiyor. Yaşanan tam anlamıyla bir iç savaş pratiğine dönüşüyor.Amaç, Özel Harp dairesinin planlı eylemleriyle HDP başta olmak üzere bütün devrimci ve demokrat kurumları teslim almak. Solun geri kalanı da iktidara yapılan eylemlerle ilişkisi olmadığını ısrarla ispatlama zorunluluğuna itiliyor. Ardı ardına yapılan kınama ve lanetleme açıklamalarına rağmen histerik faşist saldırılar bu kesimleri de hedef almaya devam edecektir.

Öncelikle yapılan eylemleri üstelenen siyasi örgütlenme belliyken devrimci, demokrat ve yurtsever kesimlerin tamamını hedef alan bir linç kampanyası, aslında AKP’nin 15 Temmuz’da elde ettiği kitleleri sokağa dökme pratiğinde yeni bir evreye işaret etmekte.

Madalyonun diğer tarafından ülke kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıya: Aynı zamanda hem kendi sınırları içinde hem de dışarda yürütülen kapsamlı bir savaş süreci söz konusu. Her gün Suriye sınırları içinden gelen asker cenazeleri beraberinde ülke içinde gelen asker ve polis cenazeleriyle ülkeyi adım adım müdahale ettiği Suriye’ye benzetiyor. Ne amaçla girildiği açıkça söylenmeyen Suriye toprakların da onlarca asker ölmüş durumda. Kürt illerinde devam eden çatışmalar ise batıya taşınmış durumda. Cizre’de Nusaybin’de ve Sur ’da gerçekleşen katliamlar bumerang misali dönüp ülkenin batısındaki eylemlere dönüşmüş görünüyor.

Siyasi iktidar Sur, Cizre ve Nusaybin yıkıldıkça bunu bir kudret ve beceri olarak anlattı ama yaşananlar aslında bir iç savaşın siperlerinin kazılmasıydı. Evleri yakılan ve yakınları ölenler için artık devletle olan ilişki asla eskisi gibi olmayacak ve bu zemin aynı zamanda savaşın daha da şiddetlenmesinin zemini olacaktır.

Ülke ekonomik krizle boğuşuyor. Dolar rekora doğru gidiyor. İşçi sınıfının bütün tarihsel kazanımları yağmalanıyor. Ortaçağ hukuku çalışma yaşamına hâkim hale geldi. Siyasi iktidarın sermaye lehine en sert politikaları gündeme aldığı bu süreçte işçi ve emekçi yığınlar milli seferberlik kampanyasının hedef kitlesi haline gelmiş bulunuyor.

Devrimci, demokrat ve yurtsever güçler önemli bir sınavla karşı karşıya. Mücadele mevzilerinin terkedilmesi ve örgütlü mücadeleden geri adım atılması telafisi olmayan bir hata olacaktır. Demokratik siyasetin zemini ısrarla savunulmalı ve faşist saldırılar karşısında geri adım atılmamalı.

Uygulanmaya çalışılan linç kampanyaları karşısına işçi sınıfı ve ezilenlerin anti-faşist cephesiyle çıkmak göreviyle karşı karşıyayız.

“Milli Seferberlik Ruhu” denilen şey aslında sınıfsal çelişkilerin üstünü örten ve Başkanlık sürecine dikensiz gül bahçesinden yürüme hamlesinin paravanıdır. İşçi sınıfı ve ezilenlerin patronlarla, sömürgecilerle ve kapitalistlerle ortak bir çıkarı olamaz.

“Milli Seferberlik Ruhu” diye anlatılan kapitalist sömürünün daha da derinleşmesi işçi sınıfının ve emekçilerin daha fazla sömürülmesi ve bu sürece itiraz edebilecek bütün toplumsal kesimlerin sindirilmesi projesidir.

Şimdi bütün ülke bu süreci konuşuyor. Komşunuzu ispiyonlayın, terörist olduğunu düşündüklerinizi şikâyet edin ve en genel anlamıyla kolluk kuvvetlerine yardımcı olun diyor, siyasi iktidar. Bu çağrılar en genel anlamıyla burjuva demokrasisinin ayaklar altına alındığının kanıtı aslında. Faşizm klasik burjuva demokrasisinin yasalarını bile yok saymakta.

Bugün ideallerimizi ve geleceğimizi daha güçlü sahiplenmenin zamanı; faşizmin saldırıları karşısında direnişi ve mücadeleyi büyütmek zorundayız. Devrimci döneme hem en uzak hem de en yakın olduğumuz bir günlerden geçiyoruz. Aslında diyalektik olarak devrimci durumla faşizmin eş anlı olarak yükseldiği bir süreci yaşıyoruz. Doğru müdahalelerle devrimci olanakları değerlendirip onların ”Yeni Türkiye”sini bizim hayallerimizde ki ülkeye dönüştürebiliriz. Bu ideale yakınlaşmak için ise daha çok çalışıp daha çok mücadele etmek zorundayız.

Yorum Kapalı