Türkiye devrimci hareketinin birliği için çağrımızdır

Türkiye devriminin öncü örgütünü inşa etmek, işçi sınıfının öncülüğünde halkın devrimci iktidarını kurmak, sosyalizm ve sınıfsız toplum yolunu ülkemizden açmak için devrimci savaşı yükselten, birleşik yürüyüş başlatan yeni bir girişimin varlığını duyuruyoruz.

İşçi sınıfına, gençliğe, kadınlara tüm emekçi ve ezilenlere her alandaki direniş, kavga ve mücadelelerinde örgütlü varlığımızla yanlarında olacağımızı duyuruyoruz.

Kürt Özgürlük Hareketine, Türkiye işçi sınıfının devrim mücadelesini Kürt Özgürlük mücadelesi ile ortaklaştırmak için mücadele eden yoldaşlarının yeni bir örgütlenmeye giriştiğini duyuruyoruz.

Türkiye devrimci hareketinin tüm bileşenlerine, bütün mücadele alanlarında siper yoldaşlığını temel alan yeni bir girişimi başlattığımızı duyuruyoruz.

Girişimimiz iç içe geçmiş teorik, ideolojik, politik, örgütsel, kültürel bütün alanları kapsayan, karmaşık bir görevler bütünlüğü üzerinden Marksist-Leninist teoriyi rehber almış bir yeniden kuruluş çabasıdır. Geçmişin olumlu kazanımlarını sürece dâhil ederken, kendi yanlışlarımızı mahkûm ederek yola çıkmaktayız.

Kısa erimli hedefimiz, Türkiye’de bütün devrimci potansiyelleri kapsayabilecek Marksist-Leninist ve bir örgütlenmeyi mücadele içinde inşa etmektir. Politik bir devrimle sosyalist bir iktidarı kurmak ve komünizm yolunda yürümek nihai hedefimizdir.

Çöken Statüko ve Devrimci Olanaklar

İçinden geçtiğimiz süreçte emperyalist-kapitalizm bir yandan büyük bir iktisadi krizle boğuşurken diğer yandan da bir küresel ölçekte dünyanın yeniden paylaşılması mücadelesini yürütüyor. Bu durum bir yanıyla küresel ölçekte işçi sınıfı hareketlerinde büyük ve önemli bir canlanmaya yol açarken, diğer yanıyla da bölgesel, yerel çatışmaları tetikliyor ve bağımlı, sömürge ve yarı sömürge ülkelerde siyasi haritaların yeniden çizilmesini dayatıyor. Söz konusu çatışmanın en net ve yoğun şekilde cereyan ettiği yer ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu’dur.

Ortadoğu’da suni olarak çizilmiş sınırlar ortadan kalkarken, emperyalist güçler sınırların yeniden çizilmesine ve yeni statükonun şekillenmesine müdahale etmek, bölgede kendi güçlerini inşa etmek için halkları birbirleri ile savaşa sürükleyerek düşmanlıkları kışkırtıyor. Savaş, bölge ülkelerini içine çekerek etnik ve mezhepsel çatışmaların tüm coğrafyaya yayılacağı yeni bir süreci tetikliyor. Aynı zamanda, taşeron örgütlenme olan IŞİD eliyle başta kadınlar olmak üzere bölgedeki bütün halkların özgürlük alanları ciddi bir şekilde tehdit ediliyor. Bu durum, tersinden bölgede devrimci dinamikleri de harekete geçirerek ezilen halkların kendi kaderlerini belirleme olanaklarını arttırırken, özsavunma mantığıyla kendi özgün ordu ve örgütlenmelerine sahip olan kadın özgürlük güçlerini ve kadın kurtuluş mücadelesini dünya bağlamında itici bir güç kılıyor. Söz konusu bu olanakları değerlendirme bağlamında Kürt Özgürlük Hareketinin güncel durumda bölgedeki en etkili güçlerden biri olduğu ortadadır.  Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesinin sadece Kürtler için değil bütün bölge halklarının ve kadınların özgürleşmesine katkıda bulunma potansiyeli onu bölge genelinde ezilen halkların, kadınların kurtuluş mücadelelerinin temel bir aktörü ve işçi sınıfının sosyalizm mücadelesinin temel bir müttefiki haline getirmiştir.

Bu bağlamda, küresel ve bölgesel tüm bu çelişkilerin Türkiye içinde de çok çeşitli boyutlarda yaşandığını vurgulamak gerekir. İşçi sınıfı, 12 Eylül sonrasına damgasını vuran neo-liberal politikaların yol açtığı yıkımı bütün ağırlığıyla yaşarken güvencesizlik, kötü çalışma koşulları, iş yaşamının kuralsızlaştırılması, işsizlik ve katliam düzeyine gelen iş cinayetleri çelişkileri derinleştirmekte, sınıf kinini arttırmaktadır. Bu durum sosyalist hareketin işçi sınıfıyla buluşmasının imkânlarının geçmişte olmadığı kadar olgunlaşması anlamına da gelmektedir. Çabamız sınıfın büyüyen öfkesine rehberlik etmek, mevcut önderlik boşluğunu doldurmaktır.

Türkiye’de egemen sınıf bloğu içerisindeki iktidar mücadelesi, statükoyu ve hâkim ideolojik paradigmayı sarsarak, sermayenin işçi sınıfı ve toplum üzerindeki hegemonyasını zayıf düşürmektedir. AKP ve temsil ettiği sınıfsal kesimler, bu hegemonik boşluğu otoriterleşerek doldurma çabasına girmiştir. Bu durum toplumsal çatışmaların daha sertleşmesine, işçi sınıfına, kadınlara, Kürt halkına, Alevilere ve tüm ezilen kesimlere karşı saldırgan politikaların öne çıkmasına yol açmakta; köylülerden gençliğe, kadınlardan LGBTİ’lere kadar toplumun bütün kesimlerinde kendiliğinden mücadelelerin yükselmesine ve devletle yerel düzlemde karşı karşıya gelişlerin artmasına sebep olmaktadır.

Çabamız devlet ve onun beslediği paramiliter güçlerin var olan ve giderek artacak saldırıları karşısında halkın öfkesine rehberlik edecek, mücadeleyi büyütecek, en önde dövüşecek bir örgütlenmeyi inşa etmektir.

Önceliğimiz Devrimci Merkezin Yaratılmasıdır

Mevcut manzara, güçlü bir devrimci hareketin ciddi sonuçlar üretebileceği, hatta iktidara uzanabileceği, bir durumun hayal olmadığına işaret ederken devrimci hareket ise böyle bir olanağı değerlendirebilmekten oldukça uzak bir görünüm sergilemektedir.  Bu görünümün temel sebebini hareketin derin ideolojik ve örgütsel bir krizin içerisinden geçmesi oluşturmaktadır. Tarihsel deneyimin defalarca gösterdiği üzere, sistemin yapısal krizi ne kadar derinleşirse derinleşsin, sınıf hareketi ve devrimci hareket kendi mevcut krizinden çıkamadığı müddetçe sistem kendiliğinden çökmeyecektir. Düzenin krizine müdahale edebilmenin yolu önce hareketin kendi ağır krizini çözmesinden geçmektedir.

Bu bağlamda temel sorun merkezileşememek, isyan dinamiklerini birleştirerek bu hareketlere öncülük görevlerini yerine getirememek, siyasal arenada alternatif olamamaktır. Bu sorun, tarihsel, kronikleşmiş, ağır, yapısal bir sorundur. Büyük bir alt üst oluş ve kaos aralığına doğru giden Türkiye’de, devrim iddiasındaki hiçbir kişi veya kurum, örgüt veya parti bu sorunun ardındaki büyük boşluğu yok sayarak yol yürüme lüksüne sahip değildir. Bu boşluğa cevap üretmeden devrimcilik iddiası sürdürülemez, sürdürülse dahi halk yığınları tarafından ciddiye alınamaz.

Düşük Düzey Solculuk Aşılacaktır

İşçi sınıfından ve hak kitlelerinden kopukluğun yol açtığı zayıflık, ideolojik aşınma ve iktidar perspektifinin kaybolması, Türkiye devrimci hareketinin ana gövdesiyle düzen içine sıkışmasına, öz gücüne dayanan mücadele perspektifinden uzaklaşmasına, egemenler arasındaki çatışmalardan medet uman bir çizginin güçlenmesine, devrimci hareketin liberalizmin ve ulusalcılığın etkisine girmesine yol açmıştır. Bunun doğrusal sonuçları; devrimci mücadele tarz ve yöntemlerinin reddedilmesi, sınıfın ve sınıf örgütlenmesinin yok sayılması, sınıf mücadelesinin yerine kimlik siyasetinin ve benzeri dinamiklerin ikame edilmesi biçiminde tezahür etmektedir.

1980’den günümüze kadar kısa dönemler halinde, kitle hareketlerinde ve devrimci mücadelede canlanmalar yaşanmış, ancak genel olarak sınıflar mücadelesi sistemi tehdit edecek bir boyuta ulaşmaktan uzak kalmıştır. Demokratik talepler ekseninde düşük düzeyde yürütülen mücadele, giderek devrimci mücadelenin yerine ikame edilmiş bu durum egemenlerin gündemine hapsoluşa yol açmış, solun birçok kesiminde iktidar perspektifinin yok sayılmasına neden olmuş, devrimci mücadelenin yöntem ve araçları terk edilmiştir. Sisteme ideolojik teslimiyet anlamına gelen bu durumdan çıkış gerçekleştirilmeden herhangi bir yerde kalıcı devrimci değerlerin yaratılamayacağı görülmelidir.

Bizler bu bakış açısıyla, içine girdiğimiz birlik ve yeniden yapılanma sürecinin birincil görevini, bu düzen içi düşük düzey solculuk dünyasından kopuşu sağlamak, her bir mücadele düzleminde düzenin sınırlarını aşan bir ideolojik tahayyülle hareket ederek kalıcı devrimci değerler yaratmak olarak görüyoruz.  

Gerçek Bir Kopuş Kadın Özgürlüğü ile Mümkündür

Türkiye Devrimci Hareketi’nin kopuş iddiası gerektiği sürecini değerlendirirken, kendine kadın özgürlük mücadelesi noktasında da ayna tutması temel bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Türkiye sahasında özellikle 90’larda kendi özerk/bağımsız yapısı ve tartışmalarıyla yükselişe geçen Kadın Kurtuluş Mücadelesi’nin tam kavranamayışı ve Türkiye Devrimci Hareket’nin kendi içindeki erkek egemenliği ve bu ezen iktidarcı tavrını çözmek yerine, aksine onu besleyen bir pratikte ısrar etmesi tutulan aynanın bir yansıması olarak belirmektedir. Bununla beraber,  Türkiye Devrimci Hareketi’nin gerek sınıf mücadelesi kapsamında, gerekse de bütün ezilenlerin mücadelesi düşünüldüğünde “ilk köle” olan kadınların mücadelesinin bütün dinamikleriyle kavranamayışı ve onun karşısında ezen sınıfın temsilcisi olarak beliren “erkeklikle” ciddi bir hesaplaşmaya gidilmemesi, yukarıda bahsedilen örgütlenme çelişkisinin önemli dayanaklarından bir diğerini oluşturmaktadır.

Dünya Devrim Tarihi incelendiğinde, Kadın Kurtuluş Mücadelesinin hem kriz süreçlerinde hem de yükseliş süreçlerinde önemli tartışma ve çözümler ürettiği görülecektir.  Sosyalizm’in teori ve pratik olarak kuruluş sürecinden, Ekim Devrimi ve Sovyet’lerin inşasına, işçi sınıfının bütün örgütlenme ve mücadele alanından, İspanya İç Savaşı’na, ve bugün işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesi noktasında yeni bir umut olarak beliren, gerek kadın ordusu gerekse de yaşamın her alanına sirayet eden kadın özgürlük gücüyle Rojava Devrimi kadın mücadelesinin önemli evrelerini oluşturmaktadır. Kadın Kurtuluş Mücadelesi’nin tarihsel birikimini doğru okuyan bu son örgütlenme biçimi Ortadoğu topraklarında kadın öncüllü bir devrim mücadelesi var etmiştir.  Türkiye Devrim Hareketi’nin bütün eksikliklerine rağmen, bu hareketler içerisinde örgütlenen kadınlar, kapitalist partiarkaya ve erkek yoldaşlarına karşı verdikleri mücadele ile “Kadınsız sosyalizmin, Sosyalist mücadele olmadan da kadın kurtuluşunun” olamayacağını bir kez daha kanıtlamışlardır.

Bu bağlamda, Türkiye Devrim Hareketi’nin içinde düştüğü krizi aşma noktasında, geçmişte yaptığı hatalarını mahkûm ederek girdiği bu kopuş sürecinin, örgütlülüğü her düzlemde daraltan erkek egemenlikle ciddi bir hesaplaşma içine girmeden kendini realize edemeyeceğinin kavranması gerekmektedir. Proletaryanın öncü partisi olma cüreti de, kadın özgürlük gücünün bütün dinamiklerinin samimi bir şekilde kavranmasından geçmektedir.

Grupçuluktan Öncülüğe Sıçrama Devrimdir

Güçlerimizi birleştirirken, denenmiş biçimleriyle kıyaslanacak bir birlik yapmadığımızın bilinmesini istiyoruz. Geçmişin olumlu olumsuz bütün birlik deneyimlerinden çıkardığımız temel derslerin ışığında, gruplar dünyası halindeki sol harekete, birleşerek yeni ve daha büyümüş bir grup katmak için yola çıkmadığımızın altını çiziyoruz. Bizler, devrimci harekete hâkim olan grupçuluğun panzehri olarak birlik yapıyoruz.

Dağınık güçleri birleştirmek, tek merkezde toplamak, işçi sınıfının ve emekçi halkların, kadınların mücadelesini yükseltmek anlamında birlik, devrimci ve büyük bir adımdır. Bizler bu büyük adımın bütün zorluklarının farkındayız ve yola çıkarken önümüze çıkacak tüm engelleri birlikte aşma iradesini ortaya koyacağız. Her şeyden önce devrimci ortamdaki grupçuluk, rekabetçilik ve erkek egemen bakış açısı başta olmak üzere tüm düzen etkilerine karşı kıran kırana bir ideolojik savaşın gerektiğinin bilincindeyiz.

Devrimci bir alternatifin yaratılması, içinden geçilen zorlu dönemde, tüm devrimci güçlerin olmazsa olmaz acil görevidir. Devrimci bir alternatifin olmayışı yalnızca halk kitlelerini değil devrimci hareketin yakın çeperini de düzen siyasetlerine mahkûm etmektedir. Daha önemlisi Türkiye Devrimci Hareketi, devrimci bir alternatif yaratma yetersizliğiyle kendisini etkisizleştirirken, hareketin tümünü ulusal solculuğa veya liberal solculuğa mahkûm etmektedir. Şurası açıktır ki, siyasal mücadelede strateji yoksunluğu, niyetlerin ötesinde düzenin solunu beslemektedir.

Birlik sorununa yaklaşımın devrimci mücadelede önderliği yaratmakla aynı anlam ve görevlerle bağlantılı olduğunu tekrarlayarak, birliği büyük bir devrimci sıçrama olarak, bir dönemi kapayıp yeni bir dönemi açan başlı başına bir iç devrim olarak kavramaktayız. Birliği, paramparça olmuş güçsüz, iradesiz, iktidarsız Türkiye Devrimci Hareketi’nin dünden bugüne gelen bütün sağlıklı ve devrimci birikimlerini birleştirerek; emperyalizme, kapitalizme ve faşizme karşı savaş cephesinin önünde mevzilendirmek olarak görüyor ve buna göre hareket ediyoruz.

Kendiliğinden Hareketler Öncülük Rolüne Sıçraması Mümkün Değildir

Devrimci hareketin birliği için mücadele mutlaka işçi sınıfının ve ezilen toplumsal kesimlerin mücadeleleri ve kitlesel direniş eğilimlerini birleştiren bir yeniden yapılanma ve yeniden inşa çabasıyla iç içe yürütülmek zorundadır.

Türkiye devrimci hareketi, kitlelerden kopuk soyut öncülük iddiaları ile yetinen bir eğilimle, kitlelerin kendiliğindenliğine bel bağlayan ekonomist-liberal bir diğer eğilimin etkisi altındadır. Canlı toplumsal bağ ve mücadelelerden kopuk yukarıdan birlik çabaları, kısa zamanda kendi içinde yeni ayrılıklarla sonuçlanmaya açıktır. Bununla birlikte, düzen karşısında ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsız devrimci bir odak olmadan, toplumsal kesimlerin ve kitlelerin hareketlerinin kendiliğindenliğine teslim olan, devrim ve sosyalizm hedefinden kopuk anlayışlar da sistem içinde erimeye mahkûmdur.

Hangi kitlesellik ve yüksek patlamalar biçiminde ortaya çıkarsa çıksın kitlelerin kendiliğinden mücadelesinin devrimci hedeflere sıçrayamayacağı bilinmelidir. Hangi boyut ve sertlikte olursa olsun kendiliğinden hareketler devrimci öncülük yerine ikame edilemez, edilmemelidir. Gezi Ayaklanması bu durumun somut ispatı olarak karşımızda durmaktadır. Türkiye devrimci hareketinde, radikal kesimler dâhil, hala güçlü bir kendiliğindenliğe teslim olma hali mevcuttur. Türkiye devrimci hareketi -bazı aksi söylemlerinin tersine- pratik, politik, örgütsel ve ideolojik pozisyonuyla sorunlarının çözümünü hala kitlelerin toplumsal hareketliliğinin kendiliğinden yükselişinden beklemektedir. Türkiye’de bugün asıl eksiklik kitlelerin hareketsizliği değil devrimci öncülük görevlerini yerine getirecek bir odağın mevcut olmamasıdır.

İddia ve Özgüvenle Ortak Mevziler Kuruyoruz

Merkezilikten yoksun ve parçalı devrimci siyasi örgütler, kitlelere dönük faaliyetlerde de benzer bir parçalanmaya uğramakta birbirlerinin karşısında konumlanmaktadırlar. Devrimci hareket kendi bölünmüşlüğünü ve rekabeti daha keskin biçimleriyle kitle mücadelelerinde yeniden üretmekte mücadelenin parçalanarak sönümlenmesine yol açmaktadır.

Bu parçalanmışlığın doğal sonucu olarak sendikalar, odalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri, ideolojik olarak liberalizmin ve ulusalcılığın etkisine girmiş politik olarak düzen içi sınırlara hapsolmıştur. Kabul edilmelidir ki bu durumun nedeni sosyalist hareketin parçalı ve rekabetçi yapısıdır.

Bize göre alanlardaki tekil veya bütünsel mücadelelerin ortak mevzilerde toplamasının önünde kör sekterlik ve grupçuluk dışında hiçbir engel bulunmamaktadır.

Bizler, sınıf hareketi, kadın özgürlük mücadelesi, gençlik hareketi, mahalli faaliyetler, ekoloji mücadelesi, yerel yönetimler, hapishaneler, ezilenlerin ortak yayın ve iletişim faaliyetleri, devrimci akademiler dahil eklenebilecek tüm alanlarda sosyalist hareketin diğer tüm bileşenleriyle ortak mücadele edeceğimizi bildiriyor ve tüm devrimci güçleri ortak devrimci kurumlar oluşturmaya çağırıyoruz.

Sınırları Aşan Bir Devrimci Tahayyül Zorunludur

Ortadoğu’da yaşanan çatışmalı süreç, sınırları flûlaştırıp yeni bir dinamik olarak halkların ve devrimci güçlerin devrede olduğu bir döneme işaret etmektedir. Bölgede büyüyen çatışmalar bütün coğrafyanın geleceğine etkide bulunacak bir genişliğe doğru derinleşmektedir. Çelişkiler iç içe geçip, tüm bölge halklarının geleceği birbirine bağlanırken, kimsenin bu çatışmanın dışında kalamayacağı bir dönem başlamıştır.

Neo-Osmanlıcı hayaller peşinde koşan ve bölgesel güç olma hedefini güden AKP’nin başında olduğu egemen blok, Ortadoğu’daki çatışmalara dâhil olmakta emperyalizmin bölgesel yıkım politikalarının taşıyıcı gücü olarak öne çıkmaktadır. Türkiye verili politik yönelimleriyle Ortadoğu’da yürütülen vekâlet savaşının tarafların biri haline gelmiştir. Çelişkilerin iç içe geçmişliği düşünüldüğünde bu durumun, Ortadoğu’da yürütülen savaşın ülkenin içlerine taşınmasına yol açacağı öngörülmelidir.

Bu süreç devrim mücadelemizin kapsamını ve boyutlarını büyütmüş, sınırların ortadan kalktığı ortamda yerel ve bölgesel görevlerin iç içe geçmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye devrimci hareketi kararlı bir duruşla emperyalist planlara karşı mücadelede, enternasyonalist görevlerini yerine getirmelidir. Bu görev, Türkiye devrimi ve Türkiye halklarının kurtuluşu ile bölge devrimi ve bölge halklarının kurtuluşunun güncel ve tarihsel anlamda iç içe geçme diyalektiğinin bir zorunlu sonucudur. Bu nedenlerle, Türkiye’de devrimci merkez ve birleşik devrim cephesinin yaratılmasını hiçbir zaman bölgesel ve enternasyonalist görevlerden ayrı olarak ele alınamaz.

Kopuş ve Devrimci Yenilenme

Dünya çapında yükselen isyan dalgalarının başarısızlığının temelinde iktidar perspektifinin kaybolması yatmaktadır. Türkiye devrimci hareketinin büyük çoğunluğu için de benzer bir durum söz edebiliriz. Dünya ve ülke gerçeklerinin Marksist-Leninist analizi üzerinden yeni bir devrimci stratejik hattın kurulması zorunluluktur. Yeni stratejik çizgi dünyada, bölgede ve ülkede siyasal süreçleri tahlil edilerek kısa ve orta vadeli pratik politika üzerinden kurulmalıdır. Bu kurtuluş hamlesi aynı zamanda, Marksizm-Leninizm’in sınıf savaşları pratiği içinde, bütünsel olarak devrimci bir yeniden kuruluşuna girişmeyi de zorunlu bir görev olarak kabul etmektedir. Devrimci öncülük iddiasındaki bir partinin programı bu olguları dikkate alarak, süreklilik içerisinde güncellenmeli ve yeniden kurulmalıdır.

Bizler, içine girdiğimiz birlik ve yeniden yapılanma sürecinin temel ayağının aynı zamanda, zamanın ve mekanın Marksist-Leninist analizine dayanan yeni bir devrim programı oluşturma olduğunu kabul ediyor ve kendimizi bunu gerçekleştirmeye aday görüyoruz.

Bu bağlamda, devrimci hareketin önündeki en önemli görevlerden birisini yukarıda tarif edilen politik kopuş ve örgütsel dağınıklığa son verme oluştururken bir diğerini, Marksist-Leninist teorinin uğradığı çarpıtmalardan arındırılarak kendi doğruları üzerinde yeniden ayağa kaldırılması oluşturmaktadır. Bu durum sosyalist hareketin burjuvazi ile ideolojik ayrışmasının netleşmasi anlamına gelecektir. Devrimci hareket içerisinde Kemalizm’in de etkisiyle kendini yeniden üretmiş pozitivist burjuva aydınlanmacılığı ve ulusalcı ideolojik sapmalarla mücadele edilmeli, teorinin Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu coğrafyasının yerel ve özgül çelişkilerine cevap verecek şekilde somuta uygulanması hedeflenmelidir.

Gerici Siyasal Kutuplaşma Kırılacaktır

Devrimci hareket pozitivist burjuva aydınlamacılığı ve Kemalizm’in yoğun etkisi altında şekillenmiş, uzunca bir dönem Kemalizm’i ideolojik ve politik müttefik sayma yanılgısına düşmüştür. Bu yanılgı sosyalist hareketin egemen ulus milliyetçiliğinin etkisinde kendi coğrafyasının özgün çelişkilerini görmesine engel olmuştur. Şovenizm, kaba bir modernizm ve batıcılık sosyalist hareket içerisinde kendini yeniden üretmiştir. Egemen burjuvaziden ve onun ideolojisinden bu yoğun etkileşme sosyalist hareketin ülkedeki sınıfsal gerçekliği doğru okumasını engellemiş, onu egemen blok içerisindeki çatışmalara taraf olmaya zorlamıştır. Bu durum, din meselesinin de Marksist teoriye aykırı bir biçimde okunmasına sebep olmuş sosyalist hareket ile işçi sınıfı ve emekçi kitleler arasında sosyal ve kültürel bir yabancılaşma oluşmasına yol açmıştır. Benzer yabancılaşma, Ortadoğu’daki tüm sosyalist hareketlerde kendini hissettirmiş, bu nedenle halk hareketleri İslamcı ideolojinin etkisine terk edilmiştir.

İlericilik-gericilik veya laik-dindar biçimindeki çatışma, burjuvazinin toplumsal çelişkilerin özündeki sınıf gerçeğinin üstünü örtmek için kullandığı bir argümandır. Bu argümanın bir diğer yansıması ulusalcılık olarak karşımızda durmaktadır. Sosyalist hareket Kemalizm’in temsil ettiği totaliter laik ve ulusalcı çizginin etkisiyle politik olarak da işçi sınıfının geniş dindar kesimlerinden ve yoksul Kürt halkından koparak marjinalize olmuştur. Bu durum sosyalist hareketin teoride savrulmasına, pratikte de sınıftan ve halk kitlelerinden soyutlanmasına yol açmıştır. Kemalist aydınlanmacılığın etkisinden arınmış bir devrimci çizgi, tüm emekçi halk yığınlarını sınıfsal temelde yeni bir devrimci zeminde birleştirmek zorundadır.

Öncülük Evrimsel Bir Gelişmeyle Değil Devrimci Sıçrayışla Kazanılır

Komünist bir dünyanın kazanılması mücadelesinin bir parçası olan Türkiye devrimini güncel bir hedef olarak görüyoruz. Bu hedefe giden yolda stratejik önceliği, devrimci öncü örgütün yaratılması ve bu örgütün işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri ve kadın özgürlük gücüyle buluşmasına veriyoruz. Bunun için ideolojik birliğin sermayeye ve devlete karşı sınıf mücadelesi içinde kazanılacağını savunuyoruz. Bu aşamada temel programatik tespitlerde ve stratejik hedeflerde, ilkesel sorunlarda, kullanılacak araçlar ve metotlarda genel hatlarıyla ortaklaşmak yeterli görüyoruz.

Bizler devrimci öncü örgütün inşası için temel ilkeler ve atılacak adımlarda ortaklaşarak bu görevi üstleniyoruz.

Eşitlik, özgürlük ve adalet uğruna bu topraklarda mücadele eden bütün halk hareketleri ve dünya devrimci ve komünist hareketinin geçmişi ortak mirasımızdır. İşçi sınıfı ve ezilen halkaların kurtuluşu uğruna ortaya konulmuş bütünsel mücadeleyi sahipleniyor; geleceği bu mirasın devrimci eleştirisi temelinde inşa edeceğimizi açıklıyoruz. Komünizm davası için mücadele eden tüm geçmişi devrimci eleştiri temelinde sahipleniyor, geleceğimizi mirasımızın devrimci biçimleri üzerinden inşa etmeyi hedefliyoruz. Bizler için bundan sonra olabilecek bütün birlik ve ayrılıklar büyük gelecek yürüyüşümüz üzerinden gerçekleşecektir.

Devrimler gibi devrimci öncü örgütler de evrimsel süreçlerle değil, devrimci sıçramalarla yükselirler. İçinden geçtiğimiz konjoktürde Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan büyük çelişkileriyle sarsılmaktadır. En büyük eksiklik Türkiye devrimci hareketinin işlevsizliği olarak belirmektedir. Ayağa kalkan ve merkezi öncü örgütlenmesine kavuşan Türkiye Devrimi, Kürt Özgürlük Hareketi’yle mücadele zeminlerinde buluştuğu takdirde bölgenin kaderini değiştirecek önemli potansiyelleri ortaya çıkaracaktır. Emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin cehenneme çevirdiği Ortadoğu’yu onların cehennemine döndürebilir.

Buraya kadar yazdıklarımız yıllar boyu yürütülen mücadeleler sonucunda edindiğimiz birikimlerin, teorik, pratik deneyimlerin sentezi ile ulaştığımız doğrulardan ulaşmaktadır. Türkiye devriminin sorunlarını ve görevlerini bizden daha devrimci bir perspektifle tarifleyen tüm görüşleri tartışmaya ve bu söz konusu perspektifi kendimizin kılmaya hazır olduğumuzu duyuruyoruz. Ateş topuna dönüşmekte olan ülke ve bölge gerçekliğine devrimci bir müdahalede bulunmaya niyetli herkesle mücadelenin bütün mevzilerinde yoldaşlaşmaya çağrıyoruz.

Tarihimizi ve kimliğimizi arkamıza alarak söz veriyoruz:

Türkiye Devrimci Hareketinin acil görevi olarak gördüğümüz sınıf partisinin inşası doğrultusunda sınıf mücadelesinin her mevziisinde en önde mücadele edeceğiz ve Türkiye devriminin öncü partisini yaratacağız!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm! Yaşasın Marksizm-Leninizm!

Birlik Mücadele Zafer!

Yorum Kapalı