Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü yazdı: Dış politikada stratejik değişiklik ve sonuçları

 

Ülkede yaşanan gelişmeler herkes açısından takip edilmekte bile zorlanılan bir hızla yaşanıyor: Rus Büyükelçi’nin öldürülmesi ve ardından El Bab’da verilen ciddi askeri kayıplar hemen ardından da IŞİD tarafından esir iki Türk askerinin yakılması görüntülerinin yayınlanması.

AKP ve Erdoğan bodoslama bir şekilde Suriye’de ki savaşa dâhil oldular. Adeta son gaz giden bir arabanın bataklığa saplanması misali Suriye bataklığında boğulmamak için debelendikçe batıyorlar.  Suriye savaşına dâhil olduktan sonra yaptıkları bir dizi manevra da bumerang gibi dönüp yeniden AKP’yi vuruyor.

Rus Büyükelçisinin vurulması üzerine siyasal bir analiz yaparken ülkenin, özellikle son 5 yıllık dönemde, Suriye devletine karşı savaşan bütün güçlerin cephe gerisi haline geldiğini hatırda tutmak gerekiyor. Bu güçlerin başında da Selefi cinayet şebekeleri gelmektedir. Artık bu örgütler Türkiye toprakları içerisinde korkunç bir alt yapı kurdular ve ciddi bir sempatizan/milis kitlesi oluşturdular. Son yapılan Rus elçisinin öldürülmesi eylemini bu cepheden okumakta fayda var. Türkiye bir dönemin Pakistan’ı durumuna geldi. Afganistan’daki Sovyet varlığını geriletmek isteyen Selefi gruplar ve Taliban bizzat ABD emperyalizmi tarafından Pakistan’a üstlendirildiler. Sonrasında yaşananlar ise Pakistan halkı açısından tam bir kaos ortamının oluşması oldu. Selefi örgütler ve Taliban, Pakistan’ın bütün toplumsal dokusuna işleyerek halkın hayatını tehdit eder duruma geldi. Ülkede yaşanan bir dizi istikrarsızlığın sorumlusu da bu örgütler oldu.

Şimdi Türkiye’nin başına gelen de aynısı aslında. Tabi bu noktada 14 yıllık AKP iktidarının ve özel olarak Kürdistan’da yürütülen savaşın etkilerini de doğru okumak lazım. Büyükelçiyi öldüren polisin attığı sloganla ile Cizre’de Nusaybin’in sokaklarındaki polislerin attığı sloganlar aynı. Bu gerçeği görmeden bir değerlendirme yapmak hamaset olur. Özellikle bölgede devam eden çatışmalarda polis motivasyonunu, Selefiler ve cihatçılarla aynı söylemlerden almaktadır. Bu durum ülkenin geleceği açısından var olan tehlikenin büyüklüğü kavrama konusunda bizlere önemli olanaklar sunuyor. Kendisini “Muhammed’in Kutlu İslam ordusu” olarak gören kolluk güçleri Selefi terörü meşru görmek bir yana zaman zaman söylemlerinde IŞİD ve EL Kaide gibi örgütlere olan sempatilerini dile getirmektedirler.

Büyükelçi cinayeti sonrasında Rusya, Türkiye ve İran ortak bir Moskova Deklarasyonu yayınladılar. Bu deklarasyonun yayınlanması Türk dış politikası konusunda önemli bir değişikliğe işaret ediyor.  Yayınlanan metni Türkiye tarihinde az görülür bir şekilde açık bir Avrasya eksenine kayışın ifadesi olarak okumak abartı olmayacaktır. Erdoğan ve AKP açık bir şekilde ABD dışında Ortadoğu’da pozisyon alma çabası içindedir. Bu eylemin kendisi PYD ve Demokratik Suriye Güçlerinin ABD ve koalisyonla olan ilişkisinden dolayı yaşanan basit bir rahatsızlığın ifadesi ise ABD tarafından görmezden gelinebilir. Ama eğer mesele bütünlüklü bir stratejik dönüşüme işaret ediyorsa Türkiye açısından karanlık bulutların daha da yoğunlaşacağını görmek gerekiyor. Her şeyden önce meselelere sınıfsal baktığımızda ABD emperyalizminin Türkiye sermayesiyle bütünleşmiş bir olgu olduğunu görürüz. Bu şekilde ABD ekseninden uzaklaşarak Avrasyacı bir yönelime girmek ülkedeki istikrarsızlığı sermaye açısından daha da derinleştirecektir.

Türkiye Cumhuriyeti ordusu, sermaye sınıfı ve bürokratik yapısı ABD’ye göbekten bağlıdır böylesi bir stratejik değişim arayışı ülke içerisinde bu kesimlerin sert direnişi ile karşılaşacaktır. Dolaysıyla Türkiye’de toplumsal kutuplaşma ve iç çatışma daha da derinleşecek gibi görünüyor.

Moskova Deklarasyonu aynı zamanda 5 yıllık Suriye politikasının reddi anlamına da gelmektedir. Seküler bir Suriye devleti kabul edilmiş durumda. Bu yönüyle Suriye iç savaşının hemen başından itibaren izlenen Selefi ve cihatçı gruplarla iş tutma politikası terkedilmiştir. Son olarak Halep savaşında da kendini gösteren bu açık tutum değişikliği Selefi ve cihatçı gruplar tarafından bir ihanet ve saf değiştirme olarak okunmaktadır. Dolaysıyla önümüzdeki dönemde Türkiye devletine ve AKP iktidarına dönük Selefi ve cihatçı tehdit daha da artacaktır. Hem Rus Büyükelçi cinayetini hem de El Bab’da vahşice yakılan askerleri bu çerçeve değerlendirmek gerekiyor. Suriye, AKP ve Erdoğan için tam anlamıyla bir bataklık haline geldi ve bu tablo içerisinde savaştan girildiği hızla çıkılamayacağını da görmek gerekiyor. Cerablus’un birkaç saatte ele geçirilmesinin yarattığı olumlu hava El Bab yakınlarında dağıldı doğal olarak. Şimdiden onlarca asker öldü onlarcası yaralandı.

Bu tablo içerisinde sıkışmış olan AKP ve Erdoğan denize düşen yılana sarılır misali Rusya eksenine sarılırken Selefi teröristlerin öfkesini de artırıyor ve halkı cihatçı saldırılara açık hale getiriyor.

Yorum Kapalı